Çalıntı Gölgeler

Çeviren: Mehmet Kardaş

Düzenleme: Mehmet Güder

* Birinci Bölüm *

Yanan mumun ışığında bir hırsız öylece duruyordu, yakalanmıştı. Oldukça genç, üstü başı pis, birkaç hafta önce pahalı oldukları ve çalındıkları belli olan siyah elbiseler giyiyordu. Yüzündeki şaşkınlık ifadesi kayboldu ve elindeki altını tekrar masaya koydu.

“Ne yaptığını sanıyorsun burada?” diye sordu adam gölgelerin arasından elindeki mumla sıyrılarak.

“Aptalca bir soru bu,” diye cevapladı kız. “Sizi soyduğum açıkça ortada.”

“Bir şeyim kayıp olmadığına göre,” dedi adam gülümseyip masadaki altına bakarken. “Beni soyduğunu söyleyemeyeceğim. Belki sadece soymaya çalışıyordun. Fakat sorum şu ki, neden? Kim olduğumu biliyorsun sanırım. Açık bir kapıdan öylece içeri girmedin değil mi?”

“Başka herkesten bireyler çaldım. Büyücüler Loncasından ruh cevherleri, en güvenli kalelerden hazineler çaldım, Julianos’un büyük piskoposunu kandırdım… Hatta taç giyme töreninde İmparator Pelagius’u soydum. Düşündüm ki arktik sıra sana geldi.”

“Gururum okşandı,” diye karşılık verdi adam. “Simdi amacını engellediğime göre ne yapacaksın? Kaçacak mısın? Belki de emekli olursun?”

“Eğit beni,” diyerek cevap verdi kız. “Tüm kilitlerini açtım, tüm korunmuş bölgelerine girdim… Onları sen yapmıştın, eğitimi olmayan birisi için geçilmelerinin ne kadar zor olduklarını bilirsin. Ben buraya birkaç parça altın için gelmedim. Buraya kendimi kanıtlamaya geldim. Beni öğrencin olarak kabul et.”

Gizlilik ustası küçük kıza baktı. “Yeteneklerinin eğitime ihtiyacı yok. Planın oldukça yeterliydi. Ama sana bir konuda yardım edebilirim. Sende umutsuz gördüğüm şey, tutku. Önceden yaşamak için çalıyordun, arktık zevk ya da heyecan için çalıyorsun. Bu iyileştirilemeyecek bir özelliktir ve seni erkenden mezara götürür.”

“Hiç çalınamayacak bir şeyi çalmak istemedin mi?” diye sordu kız. “İsmini sonsuza dek yasatacak bir şeyi?”

Usta cevap vermedi: sadece kaslarını çattı.

“Görünüşe göre ünün beni yanıltmış,” diye söylendi ve pencerelerden birini açtı. “Tarihe geçecek bir hırsızlık konusunda beraber çalışabileceğimizi düşünmüştüm. Planlarım senin söylediğin gibi her zaman mükemmel değiller. Kaçış yolum yok ama bu da işimi görür.”

Hırsız duvardan aşağı atlayıp gölgeler arasındaki sokaktan birkaç dakika içinde tavernadaki odasına ulaştı. Usta karanlıkta onu bekliyordu.

“Beni geçtiğini görmedim,” diye soludu kız.

“Sokakta baykuş sesini duyunca dikkatin dağıldı,” diye cevap verdi. “Bir hırsızın elindeki en önemli araç dikkati dağıtmaktır, planlı ya da değil. Sanırım derslerin başladı. “

Kız gülümseyerek “Peki son test nedir?” dedi

Testin ne olduğunu söylediğinde kız donup kaldı. Anlaşılan adam gerçekten de söylendiği kadar vardı.

————————

* İkinci Bölüm *

Eylülün sekizinden sonraki hafta Rindale’de gökler karanlıktı ve güneşi gölgeleyen kargaların gürültüsü ile doluydu. Gırtlaklarından çıkardıkları cıvıltılar insani sağır ediyordu. Köylüler akıllıca davranarak pencerelerini ve kapılarını sıkıca kapatıp evlerine saklandıktan sonra lanetli günde dua etmeye başladılar.

Ayın gecesinde, kuşlar sessizliğe büründü ve sadece dar vadiden ilerleyen cadıları siyah gözleri ile izlediler. Yolu aydınlatacak ay ışığı dahi yoktu, tek ışık liderin elindeki meşale idi. Beyaz cübbeleri her birini birer hayalet gibi gösteriyordu.

Boş arazinin ortasında üzeri kara kargalarla dolu uzun bir ağaç duruyordu. Baş Cadı meşaleyi ağacın dibine koydu ve on yedi takipçisi ile bir halka oluşturup yavaşça büyülü sözleri söylemeye başladılar.

Onlar söyledikçe meşalenin ışığı değişti. Sönmek bir yana alevin rengi sürekli külümsü bir griye dönüştü. Sonra birden tamamen simsiyah oldu ve sönmediği halde orman karanlığa büründü. Yarı-hayaletler meşale isimlendirilemez bir boşluk hissi veren hale gelene kadar etrafında döndüler. Cadıların üzerine yansıyan garip bir pırıltısı vardı. Beyaz cübbeleri siyaha dönüştü. Aralarındaki Dunmerlerin gözleri yeşil derileri fildişi beyaz halini aldı. Kuzeyliler kömür gibi siyahlaştı. Gökte dolaşan kargalar cadıların cübbeleri gibi bembeyaz oldu.

Daedra Prensesi Nocturnal renksizlik havuzundan dışarı adımını attı.

Solgun kargaların kayıtsız bir şekilde, bir taht gibi üzerine tünedikleri ağacın yanında, çemberin ortasında durdu. Cadılar cübbelerini çıkarıp büyük hanımlarının karşısında çırıl çıplak yere kapandılar. Gece pelerinini üzerine kapatan kadın onların şarkılarına gülümsedi. Şarkı onun gizemi, güzelliği ve güneşin asla doğmayacağı zaman oluşacak sonsuz gölgelerden bahsediyordu.

Nocturnal omuzlarından pelerinin kaymasına izin verdi ve şimdi çıplaktı. Cadılar başlarını dahi kaldırmadan şarkılarına devam ettiler.

“Şimdi,” dedi kız kendi kendine.

Bütün gün üzerinde karga gibi görünmesini sağlayan garip elbiseyle ağaçta beklemişti. Rahatsız bir yerdi ama Cadılar geldiğinde tüm ağrılarını unutup, kendisini ağaçtaki diğer kargalar gibi sabitçe durmaya odaklamıştı. Bu küçük vadiyi ve Nocturnal’in çağrılması sırasında neler olduğunu öğrenmek Gizlilik Ustası ve kıza oldukça fazla zamana mal olmuştu.

Yavaşça, sessizce, hırsız kendini ağacın dallarından aşağı Daedra Prensesine yaklaştırdı. Bir an konsantrasyonunu bozup ustasının nerede olduğuna baktı. Usta, planı konusunda kendisine oldukça güveniyordu. “Nocturnal pelerinini bıraktığında dikkat dağıtıcı bir şey olacak” demişti ve o anda eğer kız doğru yerde olabilirse çabucak alınabilecekti.

Kız, ustasının dediği gibi, yavaşça aşağıdaki dallara doğru Prensesin güzelliği sebebiyle büyülenmiş kargaları kenara iterek ilerledi. Kız şimdi elini uzatsa Nocturnal’in sırtına dokunabilecek kadar yakındı.

Şarkının ritmi birden yükselince kız seremoninin bitişe yaklaştığını anladı. Nocturnal şarkı bitmeden pelerinini üzerine alacak ve böylece tek şanslarını da kaybedeceklerdi. Kız ağacın dalına sıkıca tutundu. Acaba Usta burada değil miydi? Yoksa son sınav bu muydu? Yoksa tüm bunlar sadece yapılıp yapılamayacağını göstermek için miydi?

Kız sinirlenmeye başlamıştı. Kendisi her şeyi mükemmelce yapmış ama nam-i diğer Gizlilik Ustası bir korkak çıkmıştı. Belki de amaç sadece planı yapmaktı, bu kadarına değmez miydi? Sadece bir tek şey onu mutlu etmişti. O da Ustanın kalesinden farkına vardırmadan çaldığı sembolik altındı. Oda Nocturnal’in pelerinini çalmak gibi en ustaların bile soyulabileceğini gösteren sembolik bir şeydi.

Kız düşüncelerine o kadar dalmıştı ki karanlıktan bir ses duyunca irkildi, “Hanımım!”

Sonrasında duyduğu sözleri hayal bile edemezdi: “Hanımım! Bir hırsız! Arkanızda!”

Cadılar töreni bırakıp ileri atıldılar. Kargalar bir tüy fırtınası içinde uyanıp ağaçtan havalandılar. Nocturnal arkasına dönüp karanlık gözleri ile kıza baktı.

Etrafındaki gölgeler hareket edip kızın etrafını sararken “Buna cüret eden de kim?” diye tısladı Prenses.

Karanlık tarafından son anda yutulmadan önce kız yere baktı ama pelerin çoktan gitmişti. O anda neler olduğunu anladı ve cevap verdi, “Oh, ben kim miyim? Dikkat dağıtıcı.”

Share :