Gerçek Barenziah – 5.Bölüm

Çeviren: Deniz Görmez

Biricik Kaos Asası’nın kaybolması, Symmachus’un da tahmin ettiği gibi, sadece birkaç ufak, kısa vadeli olaya sebebiyet verdi. Tahttaki imparator, Uriel Septim, Asa’nın kaybından duyduğu şok ve memnuniyetsizliği bildiren, birkaç görece sert mesaj gönderdi. Ayrıca Symmachus’a, Asa’nın yerini tespit etmek için gereken her türlü çabayı sarf etmesini ve gelişmeleri, bütün meselenin kendisine devredildiği, yeni İmparatorluk Savaş Büyücüsü Jagar Tharn’a bildirmesini emretti.

“Tharn!” diye gürledi Symmachus, şimdilerde birkaç aylık hamile olan Barenziah’ın huzur içinde bir bebek battaniyesi işlemekte olduğu odaya doğru hızlı adımlarla yürürken. “Jagar Tharn mi? Ah! Eğer ayakta duramayan yaşlı ve kör bir ayyaş değilse ona karşıdan karşıya nasıl geçeceğini bile söylemem.”

“Ona neden karşısın sevgilim?”

“Ben.. Sadece o melez Elf’e güvenmiyorum. Bir parçası Kara Elf, bir parçası Ulu Elf ve Tanrı bilir başka ne? Sahip olduğu kanların en kötü yanlarını kendinde toplamış olmalı. Seni temin ederim.” diye homurdandı. “Kimse onun hakkında fazla bir şey bilmiyor. Güney Yeşilyurt’ta Orman elfi bir anneden doğduğunu iddia ediyor. Görünüşe göre her yerde de bulunmuş şeyden beri — “

O ana kadar hamileliğin getirdiği yorgunluk ve hoşnutluk duygusuna dalmış olan Barenziah sadece Symmachus’un suyuna gitmeye çalışıyordu. Fakat aniden elindeki iğne işini bıraktı ve ona baktı. Bir şey dikkatini çekmişti. “Symmachus. Bu Jagar Tharn, kılık değiştirmiş bir Bülbül (Nightingale) olabilir mi?”

Symmachus bu soruya cevap vermeden önce üzerinde biraz düşündü. “Yok, olamaz aşkım. Tharn’ın seceresindeki tek eksik şey, insan kanı gibi görünüyor.” Symmachus’a göre, Barenziah bunun bir kusur olduğunu biliyordu. Kocası Orman Elfleri, tembel hırsızlar ve Yüce Elfleri’ni de yozlaşmış entelektüeller olarak görüyor ve onlardan nefret ediyordu. Fakat insanlara, özellikle de Bretonlar’a, enerji, zeka ve faydacılığı birleştirmekte gösterdikleri başarıdan dolayı, hayranlık duyuyordu. “Tam olarak bülbül Ebonheart’dan, Ra’athim Klanı’nın – Hlaalu Evi’nden, Mora Evi’nden. Eminim, o evde başlangıcından beri insan kanı vardı. Ebonheart, Tiber Septim Çağırma Borusu’nu bizden aldığı zaman, Asa’nın burada saklanmasından dolayı kıskançlık duyuyordu.”

Barenziah hafifçe iç çekti. Ebonheart ve Mournhold arasındaki düşmanlık neredeyse Rüzgartepe tarihinin başlangıcına dek uzanıyordu. İki ülke bir zamanlar birdi, bütün o zengin madenler, Yüce Rüzgartepe Krallığı’nı elinde tutan Ra’athimler’in mülküydü. Kraliçe Lian’ın ikiz oğulları – efsanevi Kral Moraelyn’in ı- eş varisler olarak atandığında Ebonheart, Mournhold ve Ebonheart diye iki ayri şehir-devlet olarak ikiye bölünmüştü. Aynı zamanlarda Yüce Kral makamı, bir konsey tarafından, vilayet çapındaki acil durumlara müdahale etsin diye geçici bir Savaş Lideri atanmasını desteklemek için boş bırakılmıştı.

Yine de, Ebonheart Rüzgartepe’in en eski şehir-devleti olarak sahip oldugu ayrıcalıkları kıskandı (“eşitler arasinda ilk” hükümdarlarının sıklıkla tekrarladıkları bir ifadeydi) ve kendisinin Kaos Asası’nın meşru koruyuculuğunun, Ebonheart’in hüküm süren evine verilmesi gerektigini iddia etti. Mournhold buna, Asa’nın bizzat Kral Moraelyn tarafından Tanrı Ephen’e emanet edildiği ve Mournhold’un tartışılmaz biçimde Tanrı’nın doğum yeri olduğu şeklinde cevap verdi.

“O zaman, neden Jagar Tharn’a şüphelerinden bahsetmiyorsun? Bırakalım o bulsun Asa’yı. Güvende olduğu sürece onu kimin bulduğu ya da nerede gizli olduğu ne fark eder?”

Symmachus anlam veremediği her halinden belli bir şekilde ona baktı. “Çok şey fark eder,” dedi yumuşakça ve bir süre sonra, “fakat o kadar da çok değil sanırım. Evet.” dedi ve ekledi, “Kesinlikle artık senin ilgini çekecek kadar değil. Sen orada oturup,” ve burada haylaz bir gülümsemeyle ona baktı, “nakışınla uğraş.”

Barenziah elindeki işlemeyi ona fırlattı. Attıkları tam da Symmachus’un yüzüne isabet etti — iğne, yüksük ve diğer her şey.

Birkaç ay içinde Barenziah, Helseth adini verdikleri, sağlıklı bir erkek çocuk doğurdu. Bülbül ya da Kaos Asası hakkında hiçbir şey duyulmuyordu. Eğer Ebonheart Asa’ya sahipse bile, kesinlikle bununla övünmemişlerdi.

Yıllar hızlı ve mutluluk dolu bir şekilde geçip gitti. Helseth büyüdü, uzun ve güçlü bir Elf oldu. Taptığı babasına çok benziyordu. Helseth sekiz yaşındayken, Barenziah ikinci bir çocuk doğurdu, bir kız çocuğuydu bu. Helseth onun gurur kaynağı idi, fakat küçük Morgiah – adını Symmachus’un annesinden almıştı – onun kalbine sahipti.

Yazık ki, Morgiah’in doğumu ilerideki daha iyi zamanların müjdeli habercisi değildi. İmparatorluk ile olan ilişkiler ortada görünür bir sebep olmaksızın yavaşça bozuldu. Vergiler ve doldurulması gereken vergi kotaları geçen her yılla birlikte yükseltildi. Symmachus, İmparator’un Asa’nın kayboluşunda kendisinin de parmağı olduğundan şüphelendiğini artan taleplerinden şikayet etmesini sağlayarak sadakatini kanıtlamaya çalıştığını hissetti. Çalışma saatlerini uzattı ve gümrük vergilerini yükseltti ve hatta kraliyet hazinesinde ve kendi kişisel birikimlerinde bazı değişiklikler bile yaptı. Fakat hacizler arttı ve sıradan halk gibi asiller de şikayet etmeye başladılar. İnsanın keyfini kaçıran, uğursuz bir homurtuydu.

“Çocukları yanına almanı ve İmparatorluk Şehri’ne gitmeni istiyorum.” dedi Symmachus en sonunda çaresizlik içinde, bir akşam yemeğinden sonra. “İmparator’un seni dinlemesini sağlamalısın, yoksa gelecek bahara bütün Mournhold ayaklanmış olacak.” Zorla gülümsedi. “Erkeklerle hep iyi anlaştın, aşkım. Her zaman.”

Barenziah da gülümsemek için zorladı kendini. “Seninle bile, kabul ediyorum.”

“Evet. Özellikle benimle,” diye onayladı sıcak bir ifadeyle.

“Çocukların ikisini de mi götüreyim?” diye sordu Barenziah, Helseth’in acemice flüt çalıp kız kardeşi ile bir düet yapmakta olduğu bir köşe penceresine bakarak. Helseth o zaman on beş yaşındaydı, Morgiah sekiz.

“Onun kalbini yumuşatabilirler. Hem ayrıca, Helseth’in İmparatorluk Sarayı’na tanıtılmasının zamanı geldi neredeyse.”

“Belki de. Fakat gerçek sebebin bu değil.” Barenziah derin bir nefes aldı ve farkında olduğu üzücü gerçeği paylaştı. “Onları burada güvende tutabileceğine inanmıyorsun. Eğer durum buysa, sen de güvende değilsin burada. Bizimle gel,” diyerek ısrar etti.

Symmachus onun ellerini kendininkilere aldı. “Barenziah. Aşkım. Canımın içi. Eğer şimdi ayrılırsam, geri dönebileceğimiz bir ülkemiz kalmaz. Benim için endişelenme. Bana bir şey olmaz. Evet! Ben kendi başımın çaresine bakabilirim — ve seninle çocuklar için endişelenmiyorken bunu daha iyi yapabilirim. “

Barenziah başını onun göğsüne yasladı. “Sadece sana ihtiyacımız olduğunu hatırla. Sana ihtiyacım var. Eğer birbirimizin yanında olabilirsek geri kalan hiçbir şey olmadan da yapabiliriz. Boş bir kalp, taşımak için boş eller ve boş bir mideden daha ağır bir yük.” Ağlamaya başladı aklına Bülbül ve Asa ile ilgili o iğrenç işler gelince. “Aptallığım bizi buralara getirdi.”

Yüzünde sıcak bir gülümsemeyle ona baktı, “Eğer öyleyse, hiç de kötü bir yer değil.” Gözleri çocuklarının üzerinde durdu bir süre şefkatle. “Hiçbirimiz asla diğeri olmadan gitmeyecek hiçbir yere ya da ihtiyaç duymayacak başka hiçbir şeye. Asla. Asla, aşkım, sana söz veriyorum. Her şeyi sana feda etmiştim bir zamanlar, Barenziah, ben ve Tiber Septim. Evet. Benim yardımım olmadan İmparatorluk asla başlayamazdı. Yükselişine ben yardım ettim.” Sesi sertleşti. “Sonunu da getirebilirim. Uriel Septim’e bunu söyleyebilirsin. Bunu ve sabrımın sonsuz olmadığını.”

Barenziah’in nefesi kesildi. Symmachus asla boş tehditler savurmazdı. “Nasıl?” diye sordu nefes nefese. Fakat o kafasını salladı.

“Bilmesen daha iyi,” dedi. “Sadece sana söylediklerimi söyle ona ve eğer inatçılık yaparsa sakın korkma. Sinirini elçiden çıkarmayacak kadar Septimdir o.” Vahşice gülümsedi. “Çünkü eğer yaparsa, bir tek saçına bile zarar verecek olursa, ya da çocuklara –Tamriel’in bütün tanrıları yardımcım olsun, doğmamış olmak için dua eder. Evet! Onun peşine düşerim, onun ve bütün ailesinin. Ve son Septim ölene kadar da durmam.” Symmachus’un kırmızı Dark Elf gözleri tükenen ateşin ışığında ışıl ışıl parladı. “Sana yemin ediyorum, aşkım. Kraliçem.. Barenziah’ım.”

Barenziah ona sarıldı, yapabildiği kadar sıkıca sarıldı ona. Fakat kucağındaki sıcaklığa rağmen titremesine engel olamadı.

Barenziah İmparator’un tahtının önünde ayakta duruyor, Mournhold’un sıkıntılarını ona anlatmaya çalışıyordu. Uriel Septim’in huzuruna çıkmak için, “Majesteleri isteksiz.”, “Çok acil bir mesele Eksalansları’nın ilgisini gerektiriyor.” “Üzgünüm Ekselansları, bir hata olmalı. Randevunuz gelecek hafta. Hayır, bakın..” gibi bahanelerle haftalarca beklemişti. Ve şimdi, görüşme iyi bile gitmiyordu. İmparator onun söylediklerini dinliyormuş numarası yapmaya zahmet bile etmiyordu. Ne ona oturmasını söylemişti ne de çocukları dışarı çıkarmıştı. Helseth yontulmuş bir heykel gibi hareketsiz duruyordu; fakat Morgiah huysuzlanmaya başlamıştı.

Kendi ruh hali de ona hiç yardımcı olmuyordu. Odalarına yerleştikten kısa bir süre sonra, İmparatorluk Şehri’ne gelen Mournhold elçisi Symmachus’dan bir demet mektupla huzura çıkmayı istedi. Kötü haberler, hem de bir sürü. Ayaklanma sonunda başlamıştı. Köylüler Mournhold’un birkaç küçük, memnuniyetsiz soylu ailesi etrafında toplanmışlardı ve Symmachus’dan tahttan inmesini ve yönetimi teslim etmesini istiyorlardı. Sadece İmparatorluk Muhafızları ve aileleri nesillerdir Barenziah’in evinin hizmetkarları olan bir avuç asker Symmachus ile insan kalabalığı arasında duruyordu. Düşmanlıklar çoktan patlak vermişti fakat görünüşe göre Symmachus hala güvende ve her şeye hakim bir konumdaydı. Çok uzun sürmez, diye yazmıştı. Barenziah’tan İmparator konusunda elinden gelen her şeyi yapmasını istiyor — fakat her halükarda kendisi geri dönmenin güvenli olduğunu söyleyinceye kadar çocuklarla beraber İmparatorluk Şehri’nde kalmasını tembihliyordu.

İmparatorluk bürokrasisinin içine dalıp yolunu açmaya çalışmış — çok az bir basari elde etmişti. Gittikçe büyüyen telaşına ek olarak Mournhold’dan gelen haberler aniden kesilmişti. İmparator’un sayısız ev halkına köpürmekle, kendisini ve ailesini bekleyen felaketin korkusu arasında yalpalayarak gerginlik dolu haftaları geride bıraktı. Sonra bir gün Mournhold elçisi en geç gelecek gece Symmachus’dan haber beklemesini söyledi, fakat bu sefer haber bilindik kanallardan gelmeyecekti, bir şahin tarafından getirilecekti. Görünüşe göre ayni şansın eseri olsa gerek, gün içinde Saray’dan gelen bir görevli sonunda İmparator’un onu yarin sabah erkenden huzura kabul etmeye razı olduğunu haber verdi.

İmparator, kabul odasına girdiklerinde üçünü de çok neşeli bir gülümseme ile karşıladı, fakat yine de neşesi gözlerine yansımamıştı. Sonra, çocuklarını tanıtırken onlara dikkatlice fakat bir şekilde uygunsuz bir biçimde bakmıştı. Barenziah simdi beş yüz yıldır insanlarla uğraşıyordu ve insanların hareketlerini ve ifadelerini yorumlama konusunda herhangi bir insanın algılayışının çok ötesinde bir yetenek geliştirmişti. İmparator gizlemeye çalışsa da gözlerinde bir açlık ifadesi vardı – ve başka bir şey. Pişmanlık? Evet. Pişmanlık. Fakat neden? Birkaç sağlıklı çocuğu vardı zaten. Neden onunkilere gıpta etsindi ki? Ve neden ona böyle ahlaksız — her ne kadar kısa da olsa — bir arzuyla bakıyordu? Belki de esinden sıkılmıştı. İnsanların sadakatsizliği bilinen bir şeydi. O uzun, alev alev bakıştan sonra, Barenziah görevinden ve Mournhold’da ortaya çıkan şiddetten bahsetmeye başladığında bakışlarını başka tarafa çevirdi. Bütün açıklama boyunca hareketsiz bir şekilde tahtında oturdu.

Hareketsizliğine ve büyük sıkıntısına şaşırmış halde, Barenziah geçmişte tanıdığı Septimler’den bir iz bulmak için bu sabit ve solgun surata baktı. Uriel Septim’i iyi tanımıyordu, bir kez, daha küçük bir çocukken onunla tanışmıştı ve bir de yirmi yıl önce taç giyme töreninde. İki kez, hepsi buydu. O zaman genç bir yetişkin idiyse bile, tören esnasında sert ve ağırbaşlı bir tavır içindeydi; fakat yine de bu olgun adam kadar buz gibi soğuk ve uzak değildi. Aslında, fiziksel benzerliğe rağmen, aynı adammış gibi görünmüyordu. Ayni değildi fakat yine de onda tanıdık gelen bir şeyler vardı, olması gerektiğinden daha tanıdık, durusunda ya da mimiklerinde bir ayrıntı..

Birden büyük bir sıcaklık hissetti, sanki üzerine kaynar sular dökülmüş gibi. Yanılsama! Bülbül onu kötü bir şekilde aldattığından beri yanılsama sanatı üzerinde çalışmıştı. Onu tespit etmeyi öğrenmişti – ve şimdi kör bir adamın yüzüne vuran güneş ışığını hissetmesi kadar kesin bir şekilde varlığını hissediyordu. Yanılsama! Fakat neden? Ağzından Mournhold’un dertlerini anlatan cümleler çıkarken bile zihni çılgınca çalışıyordu. Kibir? Elfler yaşlılığın emarelerini sergilemekten ne kadar gurur duyarsa insanlar da o kadar utanırlardı. Ancak Uriel Septim’in takındığı surat yaşıyla uyumlu görünüyordu.

Barenziah sihirlerinden herhangi birini kullanmaya cüret edemezdi. Basit soyluların bile, kendi konaklarında, kendilerini etkilerinden koruyan önlemleri yoksa dahi sihri tespit etme yöntemleri vardı.

Burada sihir kullanmak hançer çekmek gibi İmparator’un gazabını üstüne salardı.

Sihir.

Yanılsama.

Aniden aklına Bülbül geldi. Ve o an, o tam karşısında oturuyordu. Sonra görüntü değişti ve Uriel Septim vardı karşısında. Üzgün görünüyordu. Kapana kısılmış. Ve sonra görüntü bir kez daha soldu ve başka bir adam oturuyordu onun yerinde, Bülbül gibiydi ve fakat ona benzemiyordu. Solgun deri, kanlanmış gözler, Elf kulakları — ve vahşi bir zalimlik, çirkin enerji yayan bir ruh — korkunç, yıkıcı bir parıltı. Bu adam her şeyi yapabilecek güçteydi!

Ve sonra bir kez daha Uriel Septim’in yüzüne bakıyordu.

Nasıl emin olabilirdi ki hayal görmediğinden? Belki de aklı ona oyunlar oynuyordu. Birden büyük bir yorgunluk hissetti, sanki çok ağır bir yükü çok uzun zamandır ve çok uzağa taşıyormuş gibi. Açıkça kendisini bir yere götürmediğini gördüğünden, içten bir şekilde yaptığı Mournhold’un dertlerini anlatma işini bir kenara bıraktı ve şakacı bir hal aldı. Şakacı fakat gizli bir amaçla.

“Hatırlıyor musunuz, Haşmetmeapları , Symmachus ve ben siz ve ailenizle birlikte yemek yemiştik, babanızın taç giyme töreninden hemen sonra? Ufak Morgiah’dan daha büyük değildiniz. O gece tek konuklar biz olduğumuz için büyük onur duymuştuk — tabii en iyi arkadaşınız, Justin hariç.”

“Ah evet,” dedi İmparator, oldukça dikkatlice gülümseyerek. “Bunu hatırladığımı sanıyorum.”

“Siz ve Justin çok yakın arkadaşlarsınız, Majesteleri. Kısa bir süre önce öldüğünü duydum. Çok yazık.”

“Öyle. Onun hakkında konuşmayı istemiyorum.” Gözleri bomboş göründü birden -mümkün olsa daha da boş olacaklardı. “Arzunuz doğrultusunda, Leydim, bu meseleyi danışacağız ve sizi haberdar edeceğiz.”

Barenziah, çocuklarla birlikte eğildi. İmparatordan gelen bir baş işareti ile dışarı çıkıp, huzurdan ayrıldılar.

Taht odasından çıktıklarında derin bir nefes aldı. Her ne kadar genç Uriel her zaman sofrada kendine bir yer verilmesi için ısrar etse de “Justin” hayali bir oyun arkadaşıydı. Sadece bu da değil, Justin, sahibi olduğu erkek adına rağmen, bir kızdı! Justin hayali çocukluk arkadaşlarının yolundan gittikten çok sonra bile Symmachus şakayı sürdürmeye devam etti – her karşılaştıklarında Uriel Septim’e onun sağlığı hakkında sorular sorar ve yari-ciddi yari-saka bir tarzda cevap alirdi. Barenziah’in Justin hakkında en son duyduğu şey, birkaç yıl önce İmparator’un şaka olduğu çok belli bir şekilde, maceracı fakat yola gelmez genç bir Khajiit ile tanıştığı, onunla evlenip, ateş eğrelti otları ve pelin çiçekleri yetiştirmek üzere, Lilandril’e yerleştiği yönünde Symmachus’a aktardığı haberlerdi.

İmparator’un tahtında oturan kişi Uriel Septim değildi! Bülbül? Olabilir miydi..? Evet. Evet! Bir tanıma hissi Barenziah’ın içinden geçmişti ve bunun doğru olduğunu biliyordu. Bu oydu. Bu Bülbüldü! İmparator kılığındaydı. Symmachus yanılmıştı, çok yanılmıştı..

“Peki, şimdi?” diye içinden geçirdi çılgınca. Uriel Septim’e ne olmuştu? Daha da önemlisi bu o, Symmachus ve bütün Mournhold için ne anlama geliyordu? Biraz düşününce, Barenziah başlarına gelen bütün o kötü olayların sorumlusunun bu sahte İmparator, Bülbül — bu büyü — ya da her neyse o olduğuna karar verdi. Mournhold’la ilgili anlamsız talepleri, başlamadan kısa bir süre önce Uriel Septim’in yerini almış olmalıydı. Bu, ilişkilerin neden Tiber Septim ile olan yasak ilişkisinden çok sonra, bu kadar uzun süre (insan algılamasına göre) kötüleştiğini açıklıyordu. Bülbül Symmachus’un Septim Evi’ne olan derin sadakatinden ve onlar hakkındaki bilgisinden haberdardı ve bir önleyici saldırı başlatmıştı. Eğer olan biten bu idiyse hepsi büyük bir tehlike içindeydiler. O ve çocuklar burada, İmparatorluk Şehri’nde onun gücü dahilindeydiler ve Symmachus ise tek başına Mournhold’da Bülbül’ün yarattığı dertlerle uğraşıyordu.

Ne yapmalıydı? Her ikisinin omzunda bir eliyle önünde yürüyen çocukları yönlendirirken, sakin kalmaya çalışarak, kendisini bekleyen hizmetçilerini topladı ve şahsi korumalarını da peşine takarak kapıdaki arabasına ulaştı sonunda. Kaldıkları süit saraydan sadece birkaç sokak ötede olsa da, asalet itibarı kısa mesafeleri bile yürümeyi yasaklıyordu — ve bir kez olsun Barenziah bundan memnundu. Araba, sahte olduğunu hissetse de, şu an sanki bir sığınak gibiydi.

Bir çocuk elinde bir notla muhafızlardan birine yanaştı ve sonra da arabayı işaret etti. Muhafız notu Barenziah’a getirdi. Çocuk bekliyordu, parlak gözleri iyice açılmış halde. Bu kısa ve övgü dolu not özetle Ulu Kaya Vilayeti Kralı Wayrestli Eadwyre’in, Mournhold’un meşhur Kraliçesi Barenziah’ın huzuruna kabul edilip edilmeyeceğini soruyordu çünkü kral kendisi hakkında çok şey duymuştu ve onunla tanışmaktan çok memnun olurdu.

Barenziah’ın ilk tepkisi ret oldu. Sadece şehri terk etmek istiyordu! Büyülenmiş bir insanla vakit geçirmeye kesinlikle niyeti yoktu. Gözlerini kaldırdı, suratı asıktı. Muhafızlardan biri şöyle dedi, “Leydim, çocuk efendisinin cevabınızı orada beklediğini söylüyor.” İşaret edilen yöne baktı ve etrafı yarım düzine hizmetçi ve süvariyle çevrili, at üstünde yaşını başını almış yakışıklı bir adamın tüylü şapkasını çıkardığını gördü.

“Pekala,” dedi Barenziah çocuğa. “Efendine söyle, bu akşam, yemek saatinden sonra beni görebilir.” Kral Eadwyre kibar ve kasvetli görünüyordu ve biraz da endişeli — fakat kesinlikle aşık değil. ‘’En azından bu da bir şeydir’’, diye düşündü dalgın bir şekilde.

Barenziah kule penceresinin önünde ayakta bekliyordu. Dostunun yakında olduğunu hissediyordu. Fakat gece göğü gözlerine gün kadar açık görünse de onu henüz göremiyordu. Sonra aniden ortaya çıktı, ince gece bulutlarının altında, çevik bir şekilde hareket eden küçük bir nokta. Birkaç dakika daha geçince heybetli şahin, kanatlarını katlayıp, Barenziah’ın kolundaki kalın deri kol bandına pençeleriyle tutunarak inişini tamamladı.

Kuşu kendisini bekleyen tüneğine taşıdı sabırsız parmakları mesajın saklı olduğu ayağındaki kapsülü ararken. Şahin kana kana içti sudan, o işini bitirene kadar, sonra tüylerini kabartıp gagası ile düzeltti, Barenziah’ın yanında güven içinde. Suurun ufak bir parçası yaptığı işin, tamamladığı görevin ve hak ettiği soluklanmanın tatminini yaşıyordu.. Fakat yine de alttan alta huzursuzdu. İşler yolunda değildi, o kuşlara özgü küçük aklıyla o bile farkındaydı.

İnce parşömeni açıp okunaksız yazılara gözünü dikerken parmakları titriyordu. Symmachus’un yazısı değildi! Barenziah yavaşça oturdu, eğer bu bir felaketse, zihnini ve bedenini felaketi sakin bir şekilde kabul etmek üzere hazırlarken, parmakları kağıdı düzeltiyordu.

Felaketti.

İmparatorluk Muhafızları Symmachus’u terk edip asilere katılmışlardı. Symmachus ölmüştü. Geri kalan sadık kuvvetler kesin bir yenilgi almışlardı. Symmachus ölmüştü. Barenziah ve çocuklar İmparatorluk’un düşmanı ilan edilmiş ve başlarına ödül konmuştu.

Symmachus ölmüştü.

Yani sabah İmparator’la olan görüşme sahteydi, bir hile. Maskaralık. İmparator zaten biliyor olmalıydı. Oyalanmıştı, bir şey yapmaması, acele etmemesi söylenmişti, Kraliçe Hazretleri, İmparatorluk Şehri’nin ve sunduğu güzelliklerin tadını çıkarmaya bakin, ziyaretinizi istediğiniz kadar uzatın. Ziyaretini mi? Alıkonmasını. Esaretini. Ve büyük ihtimalle eli kulağında olan tutuklanmasını. İçinde bulunduğu durum hakkında düş kurmuyordu. İmparator ve dalkavukları bir daha asla İmparatorluk Şehri’ni terk etmesine izin vermezlerdi. En azından canlı olarak.

Symmachus ölmüştü.

“Leydim?”

Barenziah, hizmetçinin seslenişinden ürkerek, sıçradı. “Ne var?”

“Breton geldi, Leydim. Kral Eadwyre.” diye ekledi kadın yardımcı olmak için, Barenziah’ın anlam veremediğini görerek. Tereddüt etti. “Yeni haberler mi var, Leydim?” dedi, kafasıyla şahini işaret ederek.

“Bekleyemeyecek bir şey değil,” dedi Barenziah çabucak ve sesi boşlukta yankılandı sanki, aniden içinde açılan dipsiz bir çukur gibi. “Kuşla ilgilen.” Ayağa kalktı, elbisesini düzeltti ve asil konuğunu karşılamak için hazırlandı.

Duygusuzmuş gibi hissediyordu. Etrafındaki tas duvarlar kadar duygusuz, gece göğü kadar sakin.. cansız bir beden kadar duygusuz.

Symmachus ölmüştü.

Kral Eadwyre onu ağırbaşlılık ve kibarlıkla selamladı. Ailesinin efsanelerinde dikkat çekici biçimde yer alan Symmachus’un ateşli bir hayranı olduğunu söyledi. Konuşmayı ağır ağır Barenziah’ın İmparator ile olan işine getirdi. Detaylar hakkında sorular sordu ve buradan Mournhold’un yararına bir şeyler çıkıp çıkmayacağını irdeledi. Barenziah’ın çekimser kaldığını görünce ağzındaki baklayı çıkardı, “Kraliçem, bana inanmalısınız. İmparator olduğunu iddia eden adam bir düzenbaz! Çılgınca geldiğini biliyorum, fakat ben –“

“Hayır,” dedi Barenziah ani bir katiyet ile. “Kesinlikle haklısınız, Kralım. Biliyorum.”

Eadwyre ilk kez oturduğu yerde rahatladı, sonra gözleri büyüdü aniden. “Biliyor musunuz? Deli olduğunu düşündüğünüz biriyle eğlenmiyorsunuz değil mi?”

“Sizi temin ederim Lordum, öyle bir niyetim yok.” Derin bir nefes aldı. “Peki, İmparator’un yerine kimin geçtiğini düşünüyorsunuz?”

“İmparatorluk Savaş Büyücüsü, Jagar Tharn.”

“Ah. Kralım, şans eseri, Bülbül adında birini duymuş olabilir misiniz?”

“Evet, Leydim, doğrusu duydum. Müttefiklerim ve ben onun Jagar haini ile ayni kişi olduğunu düşünüyoruz.”

“Biliyordum!” Barenziah ayağa kalktı ve öfkesini gizlemeye çalıştı. Bülbül — Jagar Tharn! Ah, fakat adam tam bir şeytandı! Şeytan gibi sinsi. Ve çok kurnaz. Onların çöküşünü mükemmel bir biçimde planlamıştı! Symmachus, Symmachus’um..!

Eadwyre çekinceli bir şekilde öksürdü. “Leydim, benim.. bizim.. yardımınıza ihtiyacımız var.”

Barenziah ortadaki ironiyi gülümseyerek karşıladı. “Bu sözleri söylemesi gereken kişinin ben olduğuma inanıyorum. Fakat, devam edin lütfen. Size nasıl yardımcı olabilirim, Kralım?”

Kral çabucak bir plan çizdi. Yakın bir zamanda Jagar Tharn’ın yanına çırak olarak verilen büyücü Ria Silmane, sahte İmparator tarafından bir hain ilan edilmiş ve öldürülmüştü. Fakat güçlerinin bir kısmını koruyup ölümlüler dünyasından iyi tanıdığı birkaç kişi ile bağlantı kurabilmişti. Kaos Asasi’ni bulma işini üstlenecek bir savaşçı seçmişti, bu savaşçı, hain büyücü tarafından bilinmeyen bir yere saklanan asayı kullanarak başka bir şekilde yenilmez olan Jagar Tharn’i öldürecek ve başka bir boyutta tutsak olan gerçek İmparator’u kurtaracaktı. Savaşçı çok şükür sağ olsa da simdi İmparatorluk Zindanları’nda sürünüyordu. Ria’nın ruhunun yardımıyla savaşçı zindandan kaçarken, Tharn’in dikkati başka bir yöne çekilmeliydi. Sahte İmparator’un kulakları — ve görünüşe göre gözleri de Barenziah’da idi. Gerekli olan dikkat dağıtma işini yapar mıydı?

“Sanırım onunla başka bir görüşme ayarlayabilirim,” dedi Barenziah dikkatlice. “Fakat bu yeterli olur mu? Size söylemem gerekir ki, çocuklarım ve ben az önce İmparatorluk’a ihanetle suçlandık.”

“Mournhold’da belki, belki Rüzgartepe’de de Leydim. Lakin İmparatorluk Şehri ve Vilayeti’nde işler farklıdır. İmparator ve bakanlarıyla görüşme yapmanızı engelleyen aynı idari bataklık, sizin ve çocuklarınızın kanunlara aykırı bir şekilde hapsedilmenizi ya da cezalandırılmanızı engelliyor. Sizin durumunuzda, Leydim, asaletiniz dolayısıyla isler daha da zorlaşıyor. Kraliçe ve yasal varisleri olarak, sizler dokunulamaz, hatta kutsal sayılıyorsunuz.” Kral gülümsedi. “İmparatorluk bürokrasisi, Leydim, iki tarafı keskin bir bıçaktır.”

Böylece. En azından o ve çocukları o an için güvendeydiler. Sonra bir düşünce geldi aklına. “Saygıdeğer Kralım, az önce sahte İmparator’un gözlerinin bende olduğunu söylerken ne demek istediniz? Ve neden görünüşe göre dediniz?”

Eadwyre rahatsız bir ifade takındı. “Hizmetçilerin arasında söylenilene göre, Jagar Tharn kendi odasındaki bir tür tapınakta sizin ufak bir bebeğinizi saklıyormuş.”

“Anlıyorum.” Düşünceleri birden Bülbül ile yaşadıkları çılgınca ilişkiye kaydı. Ona deliler gibi aşıktı. Budala kadın. Ve bir zamanlar sevdiği adam gerçekte sevdiği adamın ölümüne sebep olmuştu. Sevdiği. aşık olduğu. Artık yoktu, o.. o.. Hala Symmachus’un öldüğü gerçeğini kabul edemiyordu. Fakat o ölü olsa da, dedi kendi kendine, aşkım hala yaşıyor ve bu asla değişmeyecek. Symmachus her zaman onunla birlikte olacaktı. Tıpkı içindeki acı gibi. Ömrünün geri kalanını o olmadan geçirmenin acısı. Her gün hayatta kalmaya çalışmanın acısı, her gece, onun varlığı olmadan, onun verdiği huzur, sevgi. Symmachus’un, babalarını asla tanımayacak, onun ne kadar cesur, ne kadar güçlü, ne kadar harika, ne kadar sevecen olduğunu asla bilemeyecek, çocuklarının, özellikle küçük Morgiah’ın büyüyüp iyi birer yetişkin olacaklarını göremeyecek oluşunun acısı.

Ve bu yüzden, bütün bunlar yüzünden, aileme yaptığın bunca şey yüzünden, Bülbül, ölmelisin.

“Bu sizi şaşırtıyor mu?”

Eadwyre’in sözleri düşüncelerini kesintiye uğrattı. “Ne? Ne beni şaşırtıyor mu?”

“Sizin kopyanız. Tharn’ın odasındaki.”

“Oh.” Yüzüne sakin bir ifade geldi. “Evet. Ve hayır.”

Eadwyre, ifadesinden konuyu değiştirmek istediğini anladı. Tekrar planlarına döndü. “Seçilmiş savaşçının kaçmak için birkaç güne ihtiyacı olabilir, Leydim. Ona biraz daha zaman kazandırabilir misiniz?”

“Bu konuda bana güveniyorsunuz, Kralım? Neden?”

“Çaresiziz, Leydim. Başka seçeneğimiz yok. Eğer olsaydı bile — neden, evet. Evet, neden size güveneyim. Size güveniyorum. Kocanız yıllar boyunca aileme iyi davrandı hep. Lord Symmachus–“

“Öldü.”

“Ne?”

Barenziah son gelişmeleri çabucak ve sükûnet içinde aktardı.

“Leydim.. Kraliçe.. ne kadar korkunç! Ben.. ben çok üzgünüm..”

İlk kez Barenziah’in buzdan duruşu sarsıldı. Gördüğü duyarlılık karşısında, dışarıdan görünen sükûnetin parçalara ayrıldığını hissetti. Soğukkanlılığını topladı ve sessiz kaldı.

“Bu şartlar altında, Leydim, sizden böyle bir şey–“

“Hayır, iyi kalpli Lordum. Bu şartlar altında çocuklarımın babasının katilinden intikam almak için ne yapmam gerekiyorsa yapmalıyım.” Tek bir gözyaşı gözlerinin zindanından kaçtı. Sabırsızca sildi onu. “Karşılık olarak sizden sadece yetim kalmış çocuklarımı korumanızı istiyorum.”

Eadwyre ayağa kalktı. Gözleri parlıyordu. “Seve seve yapacağıma yemin ederim, en cesur ve yüce Kraliçe. Sevgili ülkemizin, Tamriel’in Tanrıları şahidim olsun. “

Sözleri anlamsızca fakat çok derinden dokundu ona. “Size bütün kalbim ve ruhumla teşekkür ederim, iyi kalpli Lordum, Kral Eadwyre. Benim ve ço-çocuklarımın s-sonsuz mm-min – minnet –“

Daha fazla dayanamadı.

O gece uyumadı, yatağının yanındaki bir sandalyede oturdu, elleri kucağında, etrafını saran, gittikçe solan karanlığın içinde oturup uzun ve derin derin düşündü. Çocuklara söyleyemezdi, henüz değil, mecbur olan kadar söylemeyecekti.

İmparator’la başka bir randevu ayarlamasına gerek yoktu. Sabahın ilk ışıklarında bir davet geldi.

Çocuklara birkaç günlüğüne gitmesi gerektiğini söyledi, hizmetçilere sorun çıkarmamalarını tembihleyip, öptü. Morgiah biraz sızlandı; İmparatorluk Şehri’nde yalnızdı ve bunalmıştı. Helseth’in suratı asıktı fakat bir şey söylemedi. Tıpkı babası gibiydi. Babası..

İmparatorluk Sarayı’nda, Barenziah büyük arz odası yerine İmparator’un tek başına kahvaltı yaptığı küçük bir odaya götürüldü. İmparator onu başıyla selamladı ve pencereye doğru işaret etti. “Şahane bir manzara, değil mi?”

Barenziah pencereden muhteşem şehrin kulelerine baktı. O anda manzara, aklına bu odanın yıllar önce Tiber Septim ile ilk kez karşılaştığı oda olduğunu getirdi. Yüzyıllar önce. Tiber Septim. Sevdiği başka bir adam. Başka kimi sevmişti? Symmachus, Tiber Septim.. ve Straw. İri yarı, sarışın seyis çocuğu ani ve yoğun bir sevgi ile hatırladı. Bu ana kadar fark etmemişti ama Straw’a aşık olmuştu. Sadece ona hiç söylememişti. O zamanlar çok gençti, onlar kaygısız, rahat ve huzurlu günlerdi.. her şeyden önce, bütün bunlardan.. ondan.. önce. Symmachus değil. Bülbül. Kendine çok şaşırdı. Bülbül hala onu etkileyebiliyordu. Şimdi bile. Bütün olanlardan sonra. Henüz olgunlaşmamış bir duygu seli içinden geçti.

Nihayet arkasını döndüğünde, Uriel Septim yok olmuştu — ve Bülbül onun yerinde oturuyordu.

“Biliyordun,” dedi Bülbül yavaşça, onun yüzünde gözlerini gezdirerek. “Hemen anladın. Sana sürpriz yapmak istiyordum. En azından bilmiyormuş gibi yapabilirdin.”

Barenziah kollarını açtı, içinde ta derinde köpüren girdabı yatıştırmak için. “Korkarım taklit yeteneğim sizinki kadar iyi değil, Efendim.”

İçini çekti. “Kızgınsın.”

“Sadece biraz, itiraf etmeliyim,” dedi soğuk bir şekilde. “Sizi bilmem ama ben ihaneti biraz tiksinç buluyorum.”

“Ne kadar insansısın.”

Derin bir nefes aldı. “Benden ne istiyorsunuz?”

“Şimdi de sen numara yapıyorsun.” Yüzüne doğrudan bakmak için ayağa kalktı. “Senden ne istediğimi biliyorsun.”

“Bana işkence etmek istiyorsunuz. Devam edin. Elinizdeyim. Fakat çocuklarımı rahat bırakın.”

“Hayır, hayır, hayır. Bunu istemiyorum, Barenziah.” Yaklaştı, o eski, vücudunu baştan başa geçen titreme dalgaları yollayan, şefkat dolu ses tonuyla konuşarak. Ona aynı şeyi yapan o aynı ses, burada ve şimdi. “Anlamıyor musun? Tek yolu buydu.” Elleri Barenziah’ın kollarına dokundu.

Barenziah azminin solduğu hissetti, ona olan öfkesinin zayıfladığını. “Beni yanınızda götürebilirdiniz.” Davetsiz göz yaşları gözlerinde toplandı.

Kafasını salladı. “Bunu yapmaya gücüm yoktu. Ah, ama şimdi, şimdi..! Bütün güç bende. Sahip olmak, paylaşmak, vermek için — sana vermek için.” Bir kez daha elini cama ve ardındaki şehre doğru salladı. “Ayağına sermek için bütün Tamriel benim — ve bu sadece başlangıç.”

“Artık çok geç. Çok geç. Beni ona bıraktınız.”

“O öldü. Köylü öldü. Birkaç kifayetsiz yıl — ne anlamı var ki onların?”

“Çocuklar–“

“Onları evlat edinebilirim. Ve diğerlerini de kendimiz yaparız Barenziah. Oh, hem de nasıl çocuklar olurlar! Onlara neler veririz! Senin güzelliğin ve benim sihrim. En çılgın düşlerinde bile hayal etmediğin güçlere sahibim.” Onu öpmek için hareket etti.

Barenziah onun kavrayışından kaçıp başka tarafa döndü. “Size inanmıyorum.”

“İnanıyorsun, sen de biliyorsun. Hala kızgınsın, hepsi bu.” Gülümsedi. Fakat gülümsemesi gözlerine yansımadı. “Ne istediğini söyle Barenziah. Barenziah sevgilim. Söyle bana. Senin olsun.”

Bütün yaşamı gözlerinin önünden geçti. Geçmiş, simdi ve gelecek. Farlı zamanlar, farklı hayatlar, farklı Barenziah’lar. Hangisi gerçek olanıydı? Hangisi gerçek Barenziah idi? Çünkü bu kararla kaderinin şeklini belirleyecekti.

Kararını verdi. Biliyordu. Gerçek Barenziah’ın hangisi olduğunu ve ne istediğini biliyordu.

“Bahçede bir yürüyüş, Efendim,” dedi. “Bir ya da belki iki şarkı.”

Bülbül güldü. “Sana kur yapılmasını istiyorsun.”

“Neden olmasın? Siz çok iyi yapıyorsunuz. Hem bu zevki yaşamayalı uzun zaman oldu.”

Gülümsedi. “Nasıl arzu ederseniz, Leydim, Kraliçe Barenziah. Arzunuz benim için emirdir.” Elini tuttu ve öptü. “Şimdi ve sonsuza dek.”

Ve böylece günlerini flört ederek — yürüyerek, konuşarak, beraber gülüp şarkı söyleyerek geçirdiler. İmparator’un işleri ise hizmetkarlarına kaldı.

“Asa’yı görmek istiyorum,” dedi Barenziah bir gün. “Sadece göz ucuyla görebildim, hatırlarsın.”

Suratını astı. “Hiçbir şey bana daha büyük bir zevk veremezdi — fakat bu imkansız.”

“Bana güvenmiyorsun,” Barenziah dudak büktü, fakat o öpmek için yaklaşınca dudağımı yumuşattı.

” Saçmalık, sevgilim. Tabii ki güveniyorum. Fakat burada değil.” Kıkırdadı. “Aslında, hiçbir yerde değil.” Bir kez daha öptü, bu sefer daha tutkulu bir şekilde.

“Yine bilmece gibi konuşuyorsun. Onu görmek istiyorum. Yok etmiş olamazsın.”

“Ah. Son görüşmemizden beri bilgelik kazanmışsın.”

“Bilgiye olan açlığıma bir bakıma sen sebep oldun.” Ayağa kalktı. “Kaos Asa’sı yok edilemez. Ve Tamriel’den ayrılamaz, tabii bunun doğuracağı korkunç sonuçlarına katlanılmazsa eğer.”

“Ahhh. Beni etkiliyorsun, sevgilim. Hepsi doğru. Yok edilmedi ve Tamriel’den de ayrılmadı. Ve fakat söylediğim gibi, hiçbir yerde değil. Bulmacayı çözebilir misin?” Onu kendine çekti ve Barenziah da onun göğsüne yaşlandı. “İste sana daha büyük bir bilmece,” diye fısıldadı Bülbül. İkiden nasıl bir yapabilirsin? Bunu sana gösterebilirim ve göstereceğim de.” Vücutları birleşti, dudakları iç içe geçti.

Daha sonra, biraz uzaklaştıklarında ve Bülbül uyuklarken, Barenziah uykulu bir şekilde düşündü, ” ikiden bir, birden iki, ikiden üç, üçten iki.. yok edilemeyen ya da uzaklara atılamayan şey belki de parçalara ayrılabilir, belki..”

Ayağa kalktı, gözleri parıldıyordu. Gülümsemeye başladı.

Bülbül bir günlük tutuyordu. Her gece hizmet karlarından gelen kısa raporların ardından bu deftere bir şeyler karalardı. Çalışma masasının çekmecesinde kilitliydi. Fakat kilidi basit bir şeydi. Nihayetinde Barenziah bir zamanlar Hırsızlar Loncası’nın bir üyesiydi.. başka bir hayatta.. başka bir Barenziah..

Bir sabah Bülbül banyoda meşgulken Barenziah deftere göz atma şansı elde etti. Kaos Asası’nın ilk parçasının Fang Lair adında kadim bir Cüce madeninde saklı olduğunu buldu — fakat yeri en kaba şekilde tarif edilmişti. Günlük şifreli bir şekilde karalanmış birçok olayla doldurulmuştu ve deşifre etmesi çok zordu.

Bütün Tamriel, diye düşündü, onun ve benim elimde ve belki de daha fazlası — fakat..

Dışarıdan görünen bütün o çekiciliğine rağmen kalbinin olması gerektiği yerde soğuk bir boşluk vardı, kendisinin farkında olmadığı bir boşluk, diye düşündü. Gözleri boş bir ifadeye bürünüp katılaştıklarında bunu görebilirdi herkes. Fakat yine de, bu konuda farklı bir algılayışı olsa da, o da mutluluğa özlem duyuyordu ve tatmine, hoşnutluğa. Köylü rüyaları, diye düşündü Barenziah ve Straw geldi yine gözlerinin önüne, kayıp ve üzgün görünüyordu. Ve sonra Therris, kedilere özgü Khajiit gülümseyişiyle. Tiber Septim, güçlü ve yalnız. Symmachus, katı, duygusuz, yapılması gerekeni yapan kişi, sessizce ve etkili bir şekilde. Bülbül. Bülbül, bir bilmece ve bir katiyet, hem karanlık hem de aydınlık. Her şeyi ve daha fazlasını yöneten — ve düzen adına kaosu yaratan Bülbül.

Barenziah onu bırakıp, babalarının ölümü — ve İmparator’un koruma teklifi kendilerine henüz haber verilmeyen çocuklarını ziyaret etmeye isteksizdi. Sonunda yaptı ve bu kolay değildi. Morgiah’ın ona sarılıp kederle hıçkıra hıçkıra ağlaması bir yüzyıl kadar uzun geldi ona, Helseth ise yalnız kalmak için bahçeye kaçtı, babası hakkında konuşma taleplerinin hepsini reddetti, annesinin kendisine sarılmasına bile izin vermedi.

Eadwyre o sırada Barenziah’ı çağırdı. O ana kadar öğrendiklerini ve öğrenebildiği kadar çok şeyi öğrenmek için bir süre daha orada kalması gerektiğini söyledi ona.

Bülbül, Barenziah’la bu yaşlıca hayranı yüzünden dalga geçti. Eadwyre’in şüphelerinin farkındaydı — fakat hiç endişelenmiyordu çünkü kimse bu yaşlı aptalı ciddiye almazdı. Hatta Barenziah ikisi arasında sözüm ona bir uzlaşma bile sağlamıştı. Eadwyre halk önünde bütün şüphelerinden caydığını ve “eski dostu” İmparator da onu affettiğini ilan etmişti. Ondan sonra en azından hafta bir kez onlarla aksam yemeğine davet edildi.

Çocuklar Eadwyre’i seviyorlardı, annesinin İmparator ile olan ilişkisini onaylamayan ve bu yüzden ona küsen Helseth bile. Gün geçtikçe huysuz ve saati saatine uymayan biri haline gelmiş, annesi ve aşığı ile sıkça tartışır olmuştu. Eadwyre da bu ilişkiden memnun değildi ve bülbül sırf onu sinirlendirmek için tutkusunu açıkça sergilemekten büyük zevk alıyordu.

Tabii ki evlenemezlerdi, çünkü Uriel Septim zaten evliydi. En azından, şimdilik. Bülbül saraya yerleştikten kısa süre sonra İmparatoriçe’yi sürgüne yollamıştı, fakat ona zarar vermeye cesaret edememişti. Tek Tanrı Tapınağında korumaya alınmıştı. Sağlığının kötü olduğu açıklanmıştı ve Bülbül’ün ajanları tarafından ruhsal problemleri olduğu dedikoduları yayılıyordu. İmparator’un çocukları da benzer şekilde Tamriel genelindeki sözde okul olan hapishanelere yollanmışlardı.

“Zamanla daha da kötüleşecek,” dedi Bülbül umursamaz bir şekilde, İmparatoriçeyi ima ederek ve Barenziah şişmiş göğüsleri ve karnına memnuniyetle bakarak. “Çocuklarına gelince.. Hayat tehlikelerle dolu, öyle değil mi? Evleneceğiz ve senin çocuğun benim yasal varisim olacak.”

Çocuğu istiyordu. Barenziah bundan emindi. Fakat kendisi hakkındaki düşüncelerinde çok daha az emindi. Su sıralar tartışıyorlardı, çoğu zaman şiddetli bir şekilde, genellikle Bülbül’ün İmparatorluk Şehri’nden en uzak vilayet olan Yaztutan Adası’na göndermek istediği Helseth hakkında. Barenziah bu ağız dalaşlarından kaçınmak için hiçbir çaba sarf etmiyordu. Sonuçta Bülbül pürüzsüz, sakin bir hayat istemiyordu; hem bu kavgaların ardından sevişmekten büyük keyif alıyordu..

Bazen Barenziah çocukları alıp, onlarla daha fala vakit geçirmeyi istediğini söyleyerek, eski süitlerine çekiliyordu. Fakat Bülbül her seferinde onu geri götürmeye geliyordu ve Barenziah da geri götürülmeye izin veriyordu. Kelimelere dökülemez bir şeydi, tıpkı Tamriel’in ikiz aylarının doğması ve batması gibi.

Asa’nın son parçasının nerede olduğunu öğrendiğinde — bu sonuncusu kolay olmuştu çünkü her Dark Elf Dagoth-Ur Dağı’nın nerede olduğunu bilirdi — altı aylık hamileydi.

Bülbül ile bir sonraki tartışmalarının ardından basitçe şehri terk etti ve Eadwyre ile birlikte Wayrest’e, Ulu Kaya’ya gitti. Bülbül öfkeden kudurdu, fakat yapabileceği çok az şey vardı. Suikastçıları yetersizdi ve o da tahtını bırakıp onların peşine düşemezdi bizzat. Wayrest’e açıkça savaş da ilan edemezdi. Ne Barenziah ne de doğmamış çocuğu üzerinde bir hak iddia edebilirdi. Duruma uygun olarak, İmparatorluk Şehri’nin asilleri de Barenziah ile olan ilişkisini onaylamıyorlardı — tıpkı yıllar önce Tiber Septim’i onaylamadıkları gibi — ve onun gittiğini görmekten mutluydular.

Wayrest ise eşit derecede şüpheciydi onun hakkında, fakat Eadwyre refah içindeki küçük şehir-devletinde çok seviliyordu ve bu yüzden hoş görülüyordu.. bazı gariplikleri. Eadwyre ve Barenziah, Bülbül’den olan erkek çocuğun doğumundan bir yıl sonra evlendiler. Eadwyre onu ve çocukları tutkuyla seviyordu. Diğer yanda Barenziah ona aşık değildi — fakat ona düşkündü ve bu da bir şey sayılırdı. Birilerine sahip olmak güzel bir şeydi ve Wayrest çok güzel bir yerdi, çocukların büyümesi için güzel bir yerdi, kendi zamanlarının gelmesini bekler ve seçilmiş Savaşçının görevini başarmasını umarlarken.

Barenziah sadece Savaşçının görevini çabucak bitirmesini umabilirdi, artık bu isimsiz seçilmiş Savaşçı her kimse. Bir Kara Elf ‘di, dünyadaki bütün zamana sahipti. Bütün zamana. Fakat artık verecek sevgi kalmamıştı ve yanacak nefret. Hiçbir şeyi kalmamıştı, acıdan başka hiçbir şeyi ve anılar.. ve çocukları. Yalnızca çocuklarının büyümesini ve onlara iyi bir yaşam sağlayabilmeyi istiyordu ve kendisinden geri kalan şeyi sonuna kadar yaşamak. Önünde hala uzun bir yaşam olduğuna emindi. Ve bu süre boyunca huzur istiyordu ve sessizlik, sükûnet; ruhu için olduğu kadar kalbi için de. Köylü rüyaları. İstediği şey buydu. Gerçek Barenziah’ın istediği şey buydu. Gerçek Barenziah buydu. Köylü rüyaları.

Tatlı rüyalar..

Share :